SlideShow

1

Bayram , Ramazan , Ben ve 11 cüceler

Ramazan bitti diyeceğim siz sevineceksiniz ; biz hiç başlamadığımız için bitiremedik.  Hatta ramazanın ilk günü çok ironikti . Arkadaşlar rakı getirmişti ; Hoşgeldinn ey arkadaşların sultanı diyip yumulduk rakıya.
Ne bozalım ne bozulalım iki kadeh günahın hesabını yapmayalım şurda.
Aslında benim bahsetmek istediğim bayram yalnızlığı . Ama bu sefer ondan da bahsedemeyeceğim . Daha önceleri yazdığım bayram yazılarına bakarsanız nasıl bi evrim geçirdiğimizi göreceksiniz. Bayram da yalnız hissedebilmek için bayram olduğunu hissedebilmek lazım ki ben o kısmı beceremedim.
Acaba çabuk mu soyutlanıyoruz , dejenere oluyoruz ...
Gerçi sabit bir forma tıkılıp kalmanın doğru olduğunu söyleyen bir bilim adamı din adamı da henüz piyasaya çıkmış değil.
Hani değişmeyen tek şey değişimdi dersem göt olur kalırsınız .. Oysa göt olup öylece kalabilmekte yetenek işi . Bunu kasılması var fitili var osurması var sıçması var ; var da var arkadaş ... Lan göt olmak bu kadar zorken o götün sahibi götümsü biri olmak ne kadar zor...
Biz ki ramazan bitiminde bayram günü bayram harçlıklarıyla kendini içkiye karıya kerhaneye vuran insanlarız.. Hop demezler mi ; demiyorlar...

Tuanaaa.. Anında Levent Yüksele geçiş yapar özüme dönerim. Rakıyı da sırf bu yüzden seviyorum zaten.. Özüne döndürüyor insanı. Clubber bir genç yada bir playboy olabilirdim sırf olabilirdim diye olabilirdim en azından. Oysa ki her fırsatta kadın kılığına girmiş bir adam gibi sırıtırdım o ortamların içinde.  Hala her bakışımda ağlayan bir kadına gözlerim dolar içim yanar benim.
Kokusunda rakının anılarla boğulurum ben ; bir deniz gördüm mü tatil değil aşk düşlerim..
-Sana söz yine baharlar gelecek...  -
İçimde ki melankoliyi bastıracak tek birşey var o da güne kendimi kaptırmak. Ya siz son zamanlarda ne sikim yediniz diye sorsam çok mu ayıp kaçar !?

-Tut asırlık umutlarla acılarlaa ; tut bırakma peşini hayatın ateşini gell... --

Aslında hayat nerde veya nasıl yaşadığınız değil kaç farklı yatakta nasıl uyuduğunuzdur...
Siz uyumaya devam edin elbet uyanacak bir vakit vardır...
0

The Dark Knight Fallen


The Dark Knight filmi ile 2008 yılında seyircilerin gönlünde taht kuran Christopher Nolan 2012 de büyük bir hayal kırıklığı yarattı. En azından bu benim şahsi fikrim. 
Sanılan o ki Nolan 4 sene içerisinde yaşının ilerlemesinden dolayı zeka kıvraklığına önem vermeyi bırakmış. Hani sadece aksiyonun para etmediğini sinema dünyasında bilmeyen yoktur  ; ama bunun ötesinde film içerisinde ki  aksiyon da yeterli değildi. 
Neyse aslında sorun aksiyonun yeterli olup olmaması değil ; asıl sorun filmi ayakta tutacak bir karakter olmamasıydı. 
The Dark Knight'ta Heath Ledger'ın inanılmaz performansıyla Joker karakteri herkesin aklını başından almıştı. Hatta hala bile videoları ve resimleri insanların sosyal sayfalarını süslüyor. 
Ayrıca Joker karakteriyle yansıttıkları o zekice düşünülmüş planlar ve yanında getirdiği o hoş aksiyon bizi büyük bir The Dark Knight hayranı yapmıştı. 
Dört sene büyük bekleyişin ardından bu kadar hayal kırıklığı beklemiyordum açıkçası. 

Nolan'da tatmin olmamış olsa gerek ; o kadar ünlü oyuncuya boğmuş ki filmi.Marion Cotillard , Anne Hathaway, Joseph Gordon-Lewitt  ve Tom Hardy. Bunlar kadroya yeni katılmış dört yepyeni yüz. Hepsi de birbirinden ünlü. Başrolde ki Bale haliyle pısmış kalmış filmde . Tom Hardy Bane karakteriyle pek bi yavan kalmış ; beklenen heyecanı yaratamamış. Değişik bir karakter yaratmaya çalışmışlar ama Bane'in hikayesi bizim eski Türk filmlerinde ki klişeleri bile geçememiş . 

Sıçmışlar batırmışlar desem yeridir .. He gitmişler IMDB' de The Dark Knight la aynı puanı vermişler ; evet 8.9 vermişler .
Benim bu filme puanım 6.2 dir . He öyle izlenir ama aksiyon izlemek için de 3 saat baş ağrısı çekmeye gerek yok. 

Hadin eyvallah. 

4

Yumruk

İnsan herşeyin kahramanı oluyor da , bir kendinin ki olamıyor. Akan göz yaşlarımı kimse durduramıyor. Herşeyin ötesinde sadece babama yazasım var . Bana güvenseydin herşey bambaşka olurdu! Şartlanmış hayatımıın koşulsuz satırlarında şuursuzca koşuşumun 25. yılındayım.
Beni herşeyin ötesinde gözlerimin ıslaklığından kurtaracak tek şey yine kendimken , başka şeyleri düşünmeden edemiyorum . Hayat organizması üzerinde ki asalak yaşama biçimimi sorgulamadan yoluma devam etmek ne kadar bana göre ! Hayatımızda ki izleri ne kadar süre taşıyoruz yada o izler ne kadar taşıyor bizi .. Viskiyi sevmem genetik mi ; yoksa buzların vücuduma yayydığı soğukluk mu genetik. ..  5 bira sonrasında yarım şişe viskinin sonundayım ; gözlerim şiş ama hesapladığım sebeplerden dolayı değil . Hayatımım bütün yorgunluğunu belli sebeplere borçluymuşçasına duygusallık kusuyorum . Bir rocky edasıyla acı yok , acı yok desemde göz yaşlarım öyle demiyor.  Sevdiğim herşey bir diş kıvamında kanal tedavisinie uğrarken hayatım dolgulardan ibaret.  Evet ; bugün dişçideydim .. Elimi tutacak birilerini tercih etsem de karnımda birleştiğim ellerimle hayatta ki bütün acılara karşı gelmek zorunda oldugumu anlatan dişçi de ..
Saat sabahın 5 ' ini gösterirken benim kafamda gecenin bir yarısını gösteriyordu. Ölmeden önce ki gece yarısı demek istemezdim ama öyle de değildi zaten . Kurtların kuzu olmadığı , viskinin şeker olduğu bir masaldı bu . Ötesinde gökyüzünün photoshopla çizmekti bulutları hayat. Hani herşeyi bi köşeye bırakıp içinizde ki nefreti boks eldivenlerine sığdırırsınız ya işte hayatta bazen öyle birşey . Yıllar boyunca çeneniziin sağ altına yediğiniz o sağlam kroşeyi düşünürsünüz. Peki Ne için ? ! Ne için ! ...
Ne kadar kroşe yersen ye attığın yumruk aynı yumruk ; tek farkı ne kadar isteyerek attığın .. Tutkulu bir yumruk Tanrıyı bile sarsabilir .... !!!
1

Suç mahalli

Biz ki milletin sekiştiği çam ağaçlarının gölgesinde aşk yaşayan nesiliz . Biz kii Tyrex'in alt atası , barbarların soyuyuz. Montaigne gökkuşağına tutunamadı , Einstein 'a küçük geldi enerji , Nietzsche sınırları zorladı .. Bir piç daha doğar mı derken biz doğduk. Şimdi ben bir cümle kurarım olmaz çünkü korkarım ; kim bilir birisi ileride dua yapmaya kalkacak bir ötekisi ata sözü ...
Sizin tövbe dediğiniz günahları biz yaşıyoruz size daha beylik laflar söyleyebilmek için .. Yok lan orası yalan ; günahtan keyif aldığımızdan diyeceğim o da yalan .. Şeklimize göre yaşıyoruz ; bir kek kalıbı değiliz nihayetinde ; ona göre günaha girelim .6 bira bir şişe sprite bir şişe kola ve bir şişe viski aldım bugün ; epi topu 13 euro ödedim hepsine = 30 tlcik.  Amına koduğumun dünyasını anlamış değilim ; bu alkol boku yaşadığım yerde keyif ve ucuz. Ama güzelim memleketimde günah ve pahalı. Arkadaş günahı bile bu kadar pahalıya satıyorlarsa siz düşünün sevap kaç para ?! Ben size böyle konuşuyorum da siz siktir edin beni ; hani takıp ne yapacaksın ; ne demiş bi abimiz tak açacaksın tak ..!..
Neyin kafasını yaşıyor lan bu geyiklerini ben de az yapmadım bizim arkadaşlarla ; vallahi 2 bira içtim abi ...
U2 fena girdi with or without you şarkısıyla ; kimisi hayatında domates olmadan yaşayamaz kimisi hıyar bense you diyorum . Öyle de bi libidom var. Oha çok benli bi yazı olmaya başladı , oysa ki ben benli bi kimse de değilim hani .
Ufaktan kaçayım ; dur lan mesaj verecektim alamayanlar için .
Suç mahallinde canlı kalıp masum olunur mu  ; prezervatiften olan çocuğun günahları sayılır mı !!
4

Kapasitesizlik

Acep biraz özlenilmişmiyimdir ; bilemedim . Yazarların girdiği yazamama tribi değil benim ki ; bildiğin yazmaya küsmek başka şeylerle barışmak. Neymiş ilham dediğimiz şey orospuymuş , yalnızlık pezevenk. Şimdi siz orospuyla prezervatifsiz ilişki olmaz da dersiniz. O zaman yazdıklarımı 3D gözlüklerle okumayı deneyin bakalım yine aynı zevki veriyor mu?! 
Keskin bi kalemim yok biliyorum , üstelik bir zenci yada köşe yazarı da değilim. Ayrıca belirtmeliyim ki ben ırkçı falan değilim ; ancak koyu tenli insanları betimlemede bir üşengeçlik ve kapasitesizliğe sahibim. Kapasitesizliğe sahip olabilmekte bambaşka bi olay ya neyse ... 
Şimdi oturup gogol kıvamında ispanya kralı olmak vardı yada o kapasiteye sahip olmak ... 
Gökyüzünü skip atan bir yağmur var buralarda ; performansı uzun ritmi istikrarlı ... 
Böyle yazıyorum ama gün içerisinde seks yapmışlığım da yok. Ters çağrışım yapıp kareköksel mesajlar veriyorum .  Hem uzatmayayım mesafeleri kısaltmayayım .. Bir delikten öteki deliğe kaç km var sanki ; hayat bir golf sahası ve ortada toptan bol birşey yok..  

Şimdi ben size "Ve" leri özelleştirseydim aklınıza ne gelirdi... Soru cevap oyunu oynayasım geldi ; tabi benim size ruh halimi betimlemem lazım ama öyle bir yağlıboya yok.. Pastel olur belki ama henüz yeterince eskimişliğim yok. 
Tantuni iyi giderdi şimdi ... 
1

This Means War


İki adam ve bir kadın... Bu aşk üçgeni karşımıza çok sıksada bu üçgeni enteresan yapan ikizkenar üçgen olması ve o iki ikiz kenarın ajan olması..
Tabi ki bu tarz filmler hayatınızın filmi olmaya aday filmler olamazlar ; o yüzden okumaya devam etmeden önce o beklentiyi kafanızdan tamamen silip atın.
"This Means War" ülkemiz de " İyi olan kazansın" adıyla vizyona girdi.
Yönetmenliğini McG yapıyor. McG aynı zamanda meşhur Supernatural dizisinin yapımcısı.
Başrollerde ise Warrior filminde yakından tanıdığımız Tom Hardy ,  Chris Peine , Reese Witherspoon ve Inglorious  Bastards filminin yıldızlarından Til Schweiger var.
Filmin konusu ise kısaca şöyle :
Birbiriyle çok yakın dost olan iki ajan aynı kıza aşık olur . Aralarında kız üstüne iddaaya girerler.  Bakalım kızı kim kapacaktır ; hangi ajanın numaraları işe yarayacaktır.

Bu filme puanım 10 üzerinden 6.2
Eğlenceli ve görseli iyi olarak nitelendiriyor ; iyi seyirler diliyorum .
0

Stockholm

İskandinavyanin baskenti , kuzeyin venedigi ve daha bir cok lakabiyla isvecin sozde guzel baskenti stockholm..
21-25 nisan arasi stockholm evarkadaslarla ufak bir gezi yaptik. Ucak biletleri tabiki en ucuzundan ryanair, konaklama ise 2 gece havaalani ve 2 gece hostel olarak tam ogrenci (capulcu-maceraci) isi.
Zaten gittigimizde bizi karsilayan soguk hava gezinin super olmayacaginin habercisiydi. Cesitli ic catismalarin getirdigi gereksiz sikintilardan bahsetmeyecegim. Stockholm birbirlerine baglanmis adalardan olusan siradan bir sehir.. Tabi stockholmu ozel yapan bazi seyler var ; ornegin bir cok muzesi olmasi , cevresinde binlerce ada olmasi , ikinci ana dilin ingilizce olmasi ve tabi ki adalari arasinda vapur turlari olmasi . Biz butcemizden dollayi meshur geyik etinden tadamadik , muzelerin hepsini gezemedik ve vapur turu yapamadik. Tabi bunda stockholmun fiyatlarinin yuksek olmasinin da etkisi buyuk. Yine de planladigimiz gibi vasa muzesini gezebildik ; hostu. Pahaliliktan bahsettim ; bunun yani sira para biriminin kron olmasina da deginmek istiyorum . 1 euro 9 kron olunca fiyatlar daha da yuksek gozukuyor insanin gozune . Neyse bi kerelik gormeye gidilecek birsehir. Oyle cok ozel bulmadim. Cektigim bazi resimleri de eklerim . Eyvallah
1

İnsan da eşşektir ...

İnsanlar da eşşektir aslında... Hep bişeyler taşırlar üstlerinde.. A ve B noktası bellidir ; tek sorun x bilinmeyenidir herhalde..
Taşımak dedik ; açalım bari. Kimi insan fazla sır saklayamaz ağır gelir kırar dilinin kemiğini  , kimisi fazla dert taşıyamaz kıyar canına , kimisi fazla malı mülkü taşıyamaz gökyüzüne döner burnu , sevgi ve ilgi de böyle işte.. Herkesin taşıyabileceği bir sınır vardır ; herkese farklı dozlarda vermeli , önce analiz edip öyle..
Tabi biz de müzik seti değiliz , azaltıp yükseltebileceğiniz bir ses düğmemiz yok .. Hal böyle olunca ya hep ya hiçe giriyor mesele . Neyse siz bakmayın bana ; benden bi bok olmaz...
Hayat güzel geçiyor ; iş güç derken takılıyoruz. Bu ara okul da tatil ; boyuna iş güç ... Bizim portekizli de dün dönmüş ; şu iş arkadaşı olan.
Yırtık pantolonu , saptal yürüyüşüyle toplantıdan içeri girdiğinde öğrendik dönmüş olduğunu ; tabi herkes içinden bu ne hal lan diye sormuştur kanımca. Bense hemen bir fikir ürettim ve onu Türkiye'ye Özgür Kız reklamı için transfer etmeyi düşündüm. Belki menajeri olarak iyi para koparabilirim turkcellden.
Neyse ben kaçar . Göte kapak bir ceza ödemesi var gidip şemsiyeyi açtırmam gerek. Haydin eyvallah.
He bu arada öptüm dilli falan. . .
1

Azdan Az ..

Azdan az çoktan çok gider diyerek sizi Kurtlar Vadisine sürüklemeyeceğim . Bu sözden dolayı yalnızlığı seviyorum belki de  ; mi acaba... Ev kuşu olmuşluğum var ; nitekim arkamda asılı çamaşırlar bilgisayarın yanında duran tabak , dağınık yatak , nutella , kül tablası ve müziğin ritminde titreyen 11 şişe içkinin betimlediği tek birşey var : ben...
Kıskanılacak bir durum yok ; kıskanılmayacak bir durum da ..
Saçlarım uzadı  ; klasik depresyondan çıkma yöntemi olarak makinayla kendim kessem mi diye düşünüyorum. Arada böyle riskler almayı sevsemde bu ara alasım yok. Çünkü uzun saçımı da kısa saçım kadar seviyorum. Sadece bu ara daha kemikli ve sert yüz ifademe kavuşasım var. Son 10 aydır suratımda değişmeyen tek şey bıyıklar ; bir uzun bir kısa olsalar da hep suratımdalar. Hem avantajları da var bıyıkların ; bulaştıkları viskiye yıllanmışlık tadı veriyorlar. Süt kokan bıyığı neyleyeyim ..
Aslında ben bir film ile ilgili yazacaktım ama kader bizi bu yazıya sürükledi. Yada fuck the destiny fuck the road make me a goat .. Tanrıyla uzun süredir konuşma fırsatım olmuyordu ; geçenlerde kısa ve öz öyle bir sohbet etmişliğimiz olsada yetmemişliği damağımda .
Hassiktir ...  Bu hafta beklediğim iki şey var ; biri bu akşam , diğeri pazar akşamı.. Bu akşam biz halı saha maçı yapacağız , pazar akşamı ise bir Kadıköy klasiği var . Belki o klasik hakkında başka bir post yazarım ; kim bilir ... Planlı yaşamayı sevmediğimi hep birlikte öğrendik ...
Düşünsene planlı programlı seviştiğimizi ; nerde kaldı ruh, nerde kaldı tutku. Saat 3 yönüne öpücük konduracağım şimdi ; kasıklarımı saniyede 2 kere hareket ettireceğim. Çok sistematik , çok rafine..
Daha pür , daha kutsal şeyler lazım bize. Bir kibrit çöpü gibi olmalıyız ; ne zaman ve kaç saniyede yanacağını bilmeden her seferinde daha fazla duman vermeliyiz..
Hop kayış koptu. Geri döndük . Dönmeler güzeldir ; hele taksimdekiler .. Her biri başka hikayelerle doludur .
Ufak geyiklerle mod değiştiriyoruz ; olur o kadar .. Tavuk göğsünde bile var o kadar kusur . Hem göğüs dedik ya , ben en çok altını sevdim . Altın diyince de gümüşü sevdiğim geldi aklıma . Ve ordan vampiri sevmek ve ordan kanı sevdiğim... Belki kana susadım şimdi belki de Tanrıya ...
Haydi eyvallah...
1

Scotch

Abuk subuk benzetmeler yapasım var  ; tabi sebebi bu hafta tükettiğim viskiden başka birşey değil . Johhny walk no more .. Kanımda biraz scotchluk ta var ne yalan söyleyeyim. Ne kadar aciz yaşıyormuşum eskiden ; votka iç sürün.. Viskiyle bu kadar birbirimize ısınacağımızı tahmin etmezdim. Hem raconu var içmesinin , hem de her içeceğe yar olmuyor bacak arası kale gibi...
-Neyse daldım gittim şuan... - Belki yazarım devam belki yazmam bakalım görelim...
6

Hop sabahı

İnsanlar sizin kırılıp kırılmayacağınızı düşünmeden abuk subuk konuşurlar ve sonra sözlerinize dikkat etmenizi beklerler ; evet çok adil.
Neyse siktir et hacı kırılan olmak kıran olmaktan iyidir derler.

Ben bu saatlerde uyanmam pek ; o yüzden keyfini çıkardım ve sabah sporunun ardından sıcak bir duş aldım. Az sonra ağzıma bir iki lokma bir şey atıp yola koyulacağım. Gerçi heyecanlı birşey yok ama ne yapalım , farklılık farklılıktır.

Sabah sabah gaz şarkımız gelsin.
.
1

Bilmiyorum

Uzun süredir gözlem yapmıyorum , yada yapıp kendi kendime seslendirmiyorum. Tanrı'ya seslerini duyurmak istercesine kahkaha atanlarla küçük mutluluklarını gözlerini kısarak yarattıkları gülümsemelerine saklayanları kıyaslamıyorum.
Bütün bunların sebebi kulaklığımı takıp tanıdık yabancı bir şarkı seçip son seste dinlememiş olmak olabilir. Hem ben hayatla o kadar kucak kucağa değilim. Yalnızlıktan kopmam da ona bağlanmam da eşdeğer tutkularda gerçekleşiyor.
Hem tutku demişken bedensel mi ruhsal mı bu tutku denen şey ; çözmeye çalışmadığım şeylerden biri diye kenara not ediyorum. Kim bilir belki iyice bayarsam onu da çözmeye çalışırım , ama şimdilik beni bu şekilde yeterince tatmin ediyor.
Bazen doğmak duş almak gibi ya da yatağın çarşaflarını değiştirmek gibi...
Müziği kulaklıktan dinlemeyi şu açıdan seviyorum ; hem yalnızlığımı paylaştırmıyor hem de müziğin ruhumdan başka yankılanıp gideceği sonsuz bir boşluk olmuyor.
Evet herzaman paylaşımcı olası gelmiyor insanın ; hele söz konusu özgürlük ve yalnızlık olunca. Kelepçemin tekini başka bir bilekle paylaşırmıydım yada kanadımın öteki tekini ..
Kuruyan dudaklar çok konuşanın aksine çok düşünenin sembolüdür ... Hem her dudak her ruha yakışmıyor ya neyse ...
Karanlığın o iddaalı hükümdarlığı mı cezbediyor beni yoksa ışığın tek başına o cesur baş kaldırışı mı  ? bunu da bilmiyorum.. Oysa bilmediğim ne çok şey varmış benim diyesim varken diyemem ; çünkü hem karanlıktan hem de ışıktan bir parça taşıyorum. Velhasıl gel gelelim ki benden ne hükümdar olur ne de hükümdara karşı çıkacak bir cesur. Çünkü ikisinide olabilmek için çarklarda yer almak gerekir .. Bu konuşma nereye gidiyor bende bilmiyorum.
Yazının başlığını henüz yazmadım ama böyle giderse bilmiyorum yazacağım. Hem belki sevişiriz şimdi hem belki ölürüz hem belki yaşarız.. Arası olmasın zamanın , yarası olmasın ruhun, yarısı olmasın kalbin ... Susması olmasın susmaların...
2

Midnight In Paris


"Biz eski zamanların adamıyız." lafını çok severim ; siz de sever misiniz ? Hani biraz eski zamanlarda yaşasak içimizde ki potansiyeli kullanabileceğimize inanırız ; daha mutlu bir hayat ve daha tutkulu aşklar yaşayacağımıza..
İşte Midnight In Paris filmi tam da bunu anlatıyor.
Bugün yaşadığınız duygularla geçmişte yaşama ihtimaliniz olan duyguları karşılaştırabilme fırsatınız olsaydı ; nasıl olurdu ...

Hemingway'i , Picasso'yu , Dali'yi ve daha birçok değerli sanatçıyı o kadar hoş bir üslupla karşımıza çıkarmışlar ki filmi izledikten sonra kültür manyağı olası geliyor insanın.

Film aynı zamanda birbirine uyumsuz bir çiftin toplumsal birlikteliğine de yer veriyor. Tabi filmin adını göz önüne alırsak ; Paris gerçekten çok güzel betimlenmiş ; eğer imkanım olsaydı bir şehir yapmak isterdim ... Bunun üstüne başka bi postta yazarım kısmetse.
Neyse gelelim filmin bilgilerine.

Yönetmen :Woody Allen
Başrollerde : Owen Wilson , Rachel McAdams ve Marion Cotillard

Unutmadan filme puanımı vereyim : 10 üzerinden 7.8

Ve gitmeden önce filmden alıntı bir iki replik paylaşmak istiyorum.

Man Ray: A man in love with a woman from a different era. I see a photograph!

Luis Buñuel: I see a film!
Gil: I see insurmountable problem!
Salvador Dalí: I see rhinoceros!



Adriana: I can never decide whether Paris is more beautiful by day or by night.
Gil: No, you can't, you couldn't pick one. I mean I can give you a checkmate argument for each side. You know, I sometimes think, how is anyone ever gonna come up with a book, or a painting, or a symphony, or a sculpture that can compete with a great city. You can't. Because you look around and every street, every boulevard, is its own special art form and when you think that in the cold, violent, meaningless universe that Paris exists, these lights, I mean come on, there's nothing happening on Jupiter or Neptune, but from way out in space you can see these lights, the cafés, people drinking and singing. For all we know, Paris is the hottest spot in the universe.


Ve gelelim en sevdiğim repliğe...


Gil: Hi Mr. Hemingway.
Ernest Hemingway: The assignment was to take the hill. There were four of us, five if you counted Vicente, but he had lost his hand when a grenade went off and couldn't fight as could when I first met him. And he was young and brave, and the hill was soggy from days of rain. And it sloped down toward a road and there were many German soldiers on the road. And the idea was to aim for the first group, and if our aim was true we could delay them.
Gil: Were you scared?
Ernest Hemingway: Of what?
Gil: Of getting killed.
Ernest Hemingway: You'll never write well if you fear dying. Do you?
Gil: Yeah, I do. I'd say probably, might be my greatest fear actually.
Ernest Hemingway: It's something all men before you have done, all men will do.
Gil: I know, I know.
Ernest Hemingway: Have you ever made love to a truly great woman?
Gil: Actually, my fiancé is pretty sexy.
Ernest Hemingway: And when you make love to her you feel true and beautiful passion. And you for at least that moment lose your fear of death.
Gil: No, that doesn't happen.
Ernest Hemingway: I believe that love that is true and real creates a respite from death. All cowardice comes from not loving, or not loving well, which is the same thing. And when the man who is brave and true looks death squarely in the face like some rhino hunters I know, or Belmonte, who's truly brave. It is because they love with sufficient passion to push death out of their minds, until the return that it does to all men. And then you must make really good love again. Think about it.
0

Yalan Dünya

Uzun oldu yazmayalı ; lâkin sebebi postumuzun başlığıdır...
Yalan dünya dönmeye devam ediyor. Ayrıca öyle  bir dizi çıkarmışlar piyasaya ; Gülse Birsel'in kalemini severiz , yaratıcı insanı severiz nihayetinde .
Karakterleri iyi oturtmuşlar , senaryolara çok özenilmemiş ama ne yapalım biz fast foodçu bir ülkeyiz... Karakter esprilerinin yanı sıra atıfta bulunarak yapılan espriler daha bi güldürüyor sanki .
Neyse lan yalan dünya işte hoş dizi izlettiriyor kendini ; hatta cuma olsa da izlesek diyoruz gurbet ellerde.
Zaten dergi yazarı değil de blog yazarı olmamız da ki amaç bu ; ..kerler üslubu falan .. Öyle oynak kelimeleri sevmiyoruz biz ..
Gülse Birsel'e teşekkürlerimizi sunuyor başarılarının devamını diliyoruz.
Ayrıca Yalan Dünya dizisinde karşımıza çıkan Bülent Ünal'a hoş şarkıları için teşekkür ediyor ve ondan bir şarkı paylaşıp kaçıyorum . Adios -- Adiii-ooos

1

Kısa Metraj

Hikayelerin nasil basladigindan cok nasil bittigi mi kaliyor akillarda ; merak konusu ... Yine oturup bu hikayelerden birinin sonuna geldik ; mümkün oldugunca tatli bitmesini bekliyordum tatli derken tatli aci demek istedim ama ; neyse diyip geciyorum.
Misinalarda bogulasi geliyor insanin ,
Havaya sarilmis bir balığa inat....
İçimde ki siniri son ses mp3 player yardımıyla kulaklarımdan ve onlara eşlik eden ses tellerimden çıkartıyorum ; yol kısalıyor , hayat kısalıyor bazen ..
Siz hiç komşunuzun çiçeklerine baktınız mı ; sonra o çiçeklere bağlandınız mı ...
Kısa metraj enfes bir filmdi bu ; tek eksiği biraz özveri ...
Kabuğumuzdan bu kadar çıktığımız yeter ; vurgun yemeden dönmeli artık...
Başka bir hayatta başka bir şekilde ...
2

Yasak



Yasak insanlardan başlayıp yasak duygular ve yasak ilişkilerle devam edip bir sürü yasak söyleyebilirim size. Bu yasaklar bizi daha iyi insanlar mı yapıyor yoksa daha mı kötü ; bilemeyiz.Aslında etkisi çok az diyebiliriz çünkü yasakların bizi durdurabilme şansı yüzde yüz değil . 
Neyse bizde oturduk yasak birşeye bulaştık ; heyecanından falan değil . . Bir de bu işin şu yanı var ; bu yasak toplumsal dinsel veyahut kanunsal olarak yasak olduğundan değil yasak demem , bensel bir yasak olduğu için yasak. 
Neyse heyecandan değil diyordum ; evet heyecandan değil .. Hayatınızda kontrol edemediğiniz dişliler arasında yuvarlanan değerli insanlar vardır ; ne zaman kimi niye o dişlilerin arasından çekeceğinizi bilemezsiniz. 
Bir Istanbul dönüşü sekteye uğramış duygularımı başkasının dolduracağını düşünmezdim . Aşk yada sevgiden bahsetmiyorum burda. Öyle bir duygu yok ortada. 
Değer vermek , aslında değer vermekte sevmektir. Yani biz bütün dostlarımızı seviyoruz. O da bir dost ; belki birazcık ötesi. 
Hacı ortada bişey yok  sadece arkadaşız diyesim geldi. 
Güzel şeyler yaşadık.. 1 ay sonra bitmesi gerekecekti , teknik aksaklıklar yüzünden şimdi bitti. Belli başlı hatalara tahammülüm yok ; üstelik bunlar hata değilde suistimalse . Hatta beni uzaklaştırmak için kasıt bile olabilir. 

Kimse bilmeyecek , kimse duymayacak ; buğulu bir film sahnesi gibi kalacak aklımızda ve evrenin karanlık boşluğunda kaybolacak.. Hoppa

2

Kaç Işık yılı !?

Bir Ocak ayının ikinci çeyreğini avucumun kenarına yapışan simit susamlarını kuşlara atarak geçiriyorum ; bazen paylaşmak kadar paylaştığınız şeyin küçüklüğü takılır kafanıza..
Bir kadın çıkıp gelse kapınıza saçları önünde gözleri kirişte ; kapı mıdır sizi kararsız bırakan ?! Başka yer ve zamanlar yaratırken kalbinizin kara deliklerinde ; kaç kez küflendi , kurtlandı duygularınız.. Biz hep sığ ve kompleksli düşündük : nerden emin olabildik ki martıların attığımız balıkları , ekmekleri aradığından... Ya sadece buldukları için arıyorlarsa...
Bacasından çıkan dumanların üstünde seyahat ederken altlarından kayan gökyüzünü seyrediyordu ; geminin kokusu genzini yaksada kuşların yürüyüşü suratında ki tebessümün orda kalmasını sağlıyordu.
Anagramatik düzende hayata yaklaştığında insan çok hoş bulduğu şeyleri boş bulmaya başlıyor yada çirkin... Ya mesafeler ; ya mesafeler !? diye sorası gelmiyor mu insanın .. Hani hiç sevmediğimiz şu mesafeler ..
Kaç adımız birbirimize ..
Kaç km umutlar...
Kaç kadem hayat...
Kaç deniz mili rüyalar...
Kaç ayak ihanetler...
Kaç yard ana rahmi...
Kaç parmak bir bebeğin yüreği...
Kaç arşın Tanrı...
Kaç punto sevgi kelimeleri..
Kaç kulaç nefretler...
Ve kaç ışık yılı ölüm...

Siz kaçın , kaçtıkça sevilir Tanrı kaçtıkça sevilir herşey...
3

Evin Kuzey kısmı

Burnumun tıkanıklığıyla gökyüzünün tıkanıklığı aynı güne denk geldi. Neyse sövmeyeceğim.
Poposunu klozete yerleştirmiş kabız bir insan moduyla kendimi eve yerleştirdim. Çıkasım yok ; varımsı yok .  Kuzey Güney'in 17 . bölümü internete düşmüş ; bizim el izlemez mi! Uzun süredir, Handan hanım karakteri gibi gerici bir karakterle karşılaşmamıştım ; insanın yolda görse dövesi geliyor . Ve tabi kuzey karakteri ; uzun süredir böyle benimseyip sevmedik bir karakteri. Kuzeydir , candır. Eyvallah.

Kıvanç Tatlıtuğ'u sevmememe rağmen bu durum böyle.
Neyse ne.
İstanbuldan döneli 1 buçuk hafta oldu. Depresif damarlarım aktifleşti falan.

 Ne kadar güçlü olursan ol bir çizik yeter öldürmeye.