SlideShow

0

Tahoe esintisi



İnsana eser bazen; nerden veya neden estiği belli olmayan bir esinti; belki Tanrı'nın nefesi belki de bağırsaklarında biriken hevesi. Böyle düşününce insan kendini micro service gibi hissediyor. Her arzumuz için bir insan olsaydı; oh be. Mesela Tanrı cinsel dürtüleri için Johhny Sins'i görevlendirmiş gibi. İyice cıvıttım yine. Oysa ben gayet duygusal nedenlerle gelmiştim buraya.
Geçen Pazar gecesi havanın yağmurlu olmasından mıdır yoksa benim hormonlarımın ıslaklığından mıdır bilinmez içimde ki dürtü beni 'City of Angels' filmini izlemeye itti. Ki ben öyle böyle sevmezdim bu filmi ve filmin soundtrack'ini . Bana göre film ve soundtrack uyumu olarak değerlendirirsek still the best diyebilirim.
Nicholas Cage ve Meg Ryan gerçekten sevdiğim iki oyuncu bu filmde o kadar doğal bir şekilde uyumlular ki anlatmak imkansız. Film 20 yıl önce 1998 yılında piyasaya çıktığında 11 yaşında bir velet olarak sinemasına gitmiş olma ihtimalim yok. Tahminimce ben filmi 15-16  yaşında izlemiş olmalıyım. Tabi ki o zamanlarda yaptığı etkiyi yapamadı üstümde. Nedenini sormayın, çünkü ben de bilmiyorum.
Filmde özlediğim şeyler ise şöyle ; gözlerin ne kadar etkili olduğu, Ernest Hemingway'in müthiş betimlemeleri, bazı hislerin ne kadar küçümsendiği ve tabiki çılgın zamanlarda yaşamanın bize düşmemiş olması . Ve tabi Tahoe gölünün güzelliği.
Ve tabi ki Iris.


When everything feels like the movies
Yeah, you bleed just to know, you're alive
0

I am f*ckin awesome

I am f*ckin awesome but still mind matters   ...
Önermelerimin yanlış olduğuna siz dahil pek az insan şahit olmuştur ve bu önerme de bunlardan sadece biri. Çok boşvermişliğim olsa da abuk subuk şeylere adanmışlığım çok üst seviyelerde.
Türkiye de üniversite okuduğum dönemlerde metalci kankanın da desteğiyle baya bir black ve death metal dinler olmuştum. Bir çoğunu öyle ağzımı şapırdatarak dinlesem de aralarında böğüre böğüre dinlediklerim de vardı. Aradan on sene geçince  hatırlaması pek kolay olmadı tabi. Bizim büronun kimyasal kokan klozetine oturunca aklıma gelen dark kelimesiyle kafamda tranla ilgili bişeyler dönmeye başladı. Hadi google amca höpürt diye buldu grubu da şarkının adı hakkında en ufak bir ipucu yok. Tabi ben beni bildiğimden patlamadılar ensemi ve görsel hafızama güvenerek Dark Tranquility'nin bütün albüm ve şarkı listelerini açtım. 2010 yılından önce çıkmış bütün albümlerin şarkı isimlerine göz gezdirdim; tam hiçbiri değil lan bunların derken onunla göz göze geldim. Hani hiç görmediğin bi yabancıyı tanıdığın hissi vardır ya içinde. Ufacık bir an göz göze gelirsiniz ve hassiktir dersiniz; işte bizim ki de aynen öyle oldu.
Yani sizin anlayacağınız işin özeti :
Mind matters ...
0

Gitmek


Zıt kavramlar birbirlerini yaratır; hiç kimse kalmasaydı gidenler de olmazdı. Bütün kavramları ele alamayacağım maalesef; bugün gıtmek ve kalmak arasına hamak gereceğim. Beklentinizin aksine ilişkisel gitmekler değil konumuz.
Nevada'nın Mojave çölünde son hız giden o sarı otobüsün içinde en arka camdan dışarı baktığınızda göreceğiniz tek şey toz toprak; bu önermeyle ne kadar kal diyor gibi gözüksemde aslında diyemiyorum. Çünkü çölün ortasında zaman bizi kelimenin tam anlamıyla tüketir. Zaman aslında Güneş'in kız kardeşi susuzluğun amca oğlu ve benimse fuck buddy'imdir. Demem o ki asıl önemli olan eylem değil eylemin içinde ki detaylar. Nasıl gittiğinin önemi yok giden gitmiştir gibi beylik sözler edenler toplumsal ihtiyaç kredisi çekme eyleminde bulunanlardır. Gitmek kaçınılmaz bir eylem; o yüzden herşeyden çok asıl önemli olan nasıl gittiğinizdir. Arkasına bakmadan gitmek, üstüne basıp gitmek, gözü arkada gitmek, sözü arkada gitmek, siki elinde gitmek, kalbi elinde gitmek , midesi ağzında gitmek, topukları götünde gitmek, gözü yaşlı gitmek vs vs. 
Oysa zamana yaymalı gitmeyi; geçmişin zehirli dikenlerini hissede hissede  yavaş yavaş çıkartmalı tenimizden. 
Benim hayalimde ki gitmekse şöyle aslında: 
Siyah Mustang Eleanor'uma atlayıp 1. viteste bağıran hayallerimin sesini 5.vitese alarak anında kısıp kanımda ki zehirden yaptığım o alkol şişesini ağzıma dayayarak Death Valley'e son gaz basmak. 



Source of images: https://www.deviantart.com/ivanandreevich/art/Mojave-Desert-160397001
https://www.deviantart.com/nymphantom/art/mustang-WonB-326603045
0

Keko

Arada öyle egzantirik kelimeler kullansam da ben çok cafcaflı biri değilim. Buralarda edebi takıldığıma bakmayın; gerçek hayatta bazı anları saymazsak gayet tek düzeyı düze düze konuşurum; erkek ortamında ağzımdan argo eksik olmazken bir bayan olunca şıp olurum bi güzel. Herşeye rağmen dilime pelesenk olmuş o müthiş pezevenk kelime 'Keko'. Bizim ailenin vazgeçilmezlerinden biri desem yalan olmaz sanırım. Kelimenin anlamı hakkında pek bi bilgim olmasa da bizim için 'şaban, ufaktan aptal' ın yumuşatılmış versiyonudur . Çok severiz. Keko musun biradeer..

Ben de bunu kendime soruyordum az önce. Ulan ben Oğuzhan Koç , İdo tatlıses , Çağatay Akman falan dinliyorum. O değil Ediz bile dinledim laan. (Yanına yanına al beni yanına )
Kendime soruyorum keko muyum lan ben.

Reklam arası:
Bizim iş arkadaşlarından biri elinde ufak bi çamaşır leğeniyle geldi çocuklar gibi sevinerek eski kağıt çöp kutusu buldum dedi. Evet çok abzürt.

Neyse ben soracağımı sordum ve kaçıyorum. Aslında benim keko olduğumu en çok belli eden şarkı ise İsmail Yk dinlemiş olmamdır Nokta. Kimse bozulmasın; bu bir özeleştiri yazısıdır. Sizin dinliyor olmanız keko olmanıza neden olmaz bu denklem sadece benim için geçerli.
0

Sikip Tuesday


Skip the Tuesday gibi bir durum oldu yapacak birşey yok maalesef. Bugün siktiri boktan başlayan haftaya ve sabaha rağmen kendime geleceğim.Ve buna en çok yardım edecek kişi Jack Savoretti olacak. Hatta şuracığa ekleyeyim en sevdiğim şarkısını...
Whiskey Tango


Haftam şarkının dediği gibi şöyle başladı :

The poison of sadness
The breaking of the heart

Ama şu hale gelmek üzere :

Whiskey tango
From the top
I will blow your mind
I just can't stop

Ve aslında at the end :

I'm a liar
I'm a thief

Yeni projeden mi, Türkiye'den yeni dönmüş olmamdan mı yoksa hiç sebebsiz ben olmamdan mı bilemediğim saçma bir dönemdeyim. Depresyon diyemeyeceğim de açlık dönemindeyim sanırım. Hedonizmin musluklarına ağzımı dayayıp kana kana içesim olan bir döneme girdim yine; hani Maldivler'de altın sarısı saçlarını altın sarısı kumlardan ayırt edemeden güneşin bile giremediği en karanlık köşelere bütün tutkularımla ilerlesem . . . Ruhunun aynası olduğunu sandığım bedeninde kendimi kaybetsem ! Sen yine Tanrı yerine beni suçlayacaksın.. Çirkin ruhlara en güzel bedenleri veren Tanrı değil mi; ve bizi en orospu hayallerde tutsak eden ! 
Ah yine de seviyorum bu dengesizliği . Çokta sikimde değil desem yalan olur; bugün ilk insan gibi gördüğüm en güzel kadına taparken yarın spontane bir düşünceyle bütün haremimi terkedebilirim.
At üstünde kanlı gökyüzüne koşan, güneş tutulmalarından hayalleri karanlıkta kalan, açık arttırmayla ruhunu şeytana satan ve belki de kalbinin kirpiklerini ıslatanım ben.. Aslında hem hepsi hem de hiçbiriyim...

I've been falling for the day 
Like I'm falling for the night 
Running from the darkness 
Till I'm running from the light

                                                    Source of image:https://www.deviantart.com/antryg-a-silicon-sky/art/Laphroaig-18-141416724
0

Complicated monday mode


Bu hafta bir değişiklik yapıp her gün bir yazı yazmaya çalışacağım. Dünle bugün arasına mevsimsel farklılıklar sığdırdıysam da içim yinede daralıyor. Sanırım ironi en çok böyle zamanlarda çarpıyor insanı. Ruhumda güzel bir melankoli var, sonbahar yağmurundan hallice. Hafif heyecanlıyım; üstüme atılmış ölü toprağının dekorları sarı yapraklar titriyor heyecanımdan. Bir durup soluklanasım var; neye yarar, oksijen yaramıyor bana. Gökyüzünün çocuğuyum ben atmosfer sizin olsun. Hem en çok yere çakılmayı severim ben; Tanrısal çekimlerin aksine hayvansal çekimler sarar bedenimi. Hiç utanmam düşüncelerimden; bir katilin parkasını geçirdiğimde üstüme saklanırım senin gölgelerinden. Dudaklarımın arasına yakışan sigara kadar da ruhuma dumanı yakışır aslında. Görüpte hissedemediğin bir çok şeyin üstünden mario misali atlarken topladığın altınlar seni sonuca götürmez. Bir oyunun tadını almak istiyorsan içine girmelisin; ölmeden tadını alabileceğini sanmıyorum. Hayatta da bir kaç kere Game Over yazısını üstümüze geçirmeliyiz. Değişik bir pazartesinden saygılar ve sevgiler.


Source of Image:https://www.deviantart.com/adnrey/art/Chess-king-65661133
0

Alıntı - Kurt

Evet, ben arada kitapta okuyorum. Eskiye nazaran daha az okuyor olsam da hala fırsat buldukça okuyorum. Geçenlerde sohbetiyle bende güzel ve melankolik ruhların neslinin tükenmemiş olmasının umudunu yeşerten kişinin tavsiyesiyle Hermann Hesse'nin Bozkırkurdu adlı kitabına başladım. Kitabın orjinal adı : Steppenwolf. Kitabı henüz bitirmediğim için fazla detaya girmeyeceğim ama okuduğum sayfalar arasında güzel bir paragrafa rastladım ve sizinle paylaşmak istedim.


'' Gerçekte çekilen acılardan gurur duymak gerekir, her acı bize yüksek bir aşamada bulunduğumuzu anımsatır.' Ne ilginç, değil mi! Nietzsche'den seksen yıl önce söylenmiş! Ama benim size göstereceğim cümle bu değil, bekleyin bir dakika - işte buldum. Okuyorum: 'İnsanların büyük çoğunluğu yüzmeyi öğrenmeden yüzmek istemez.' Ne anlamlı bir söz, değil mi? Yüzmek istememeleri doğal, çünkü karada yaşamak için yaratılmışlar, suda değil. Ve düşünmek istememeleri de doğal, çünkü yaşamak için yaratılmışlar, düşünmek için değil! Evet, kim düşünürse, kim düşünmeyi kendisi için temel uğraş yaparsa, bunda ileri bir noktaya ulaşabilir; ne var ki, karayla suyu değiş tokuş etmiştir böyle biri ve bir gün gelir suda boğulur." '
Fazla söze gerek yok sanırım.