SlideShow

0

Bir gün ölmek

Bir gün ölecegini bilmek kadar rahatlatici bir sey var mi acaba dünyada. Bütün acilarindan, mutluluklarindan, seni sen yapan bütün o duygulardan; daha dogrusu seni sen olmaya zorlayan bütün herseyden arindigin gün olacak. Ömrün boyunca o pesinden kostugun özgürlük duygusu, kafandan atamadigin ucma düsüncesi, icinde hissettigin ama anlamlandiramadigin evrenle bir olma hissi; hepsi bir anda dolacak icine ve tabi icin artik olmayacak icinde. Belki de herseyi tersine cevirmektir ihtiyacimiz olan, disini icine ve icini disina. Daha cok ölüp daha az yasamaliyizdir belki. Hem ne demisler cok düsen cok acir, cok aciyan cok güler, cok gülen cok sever ve cok seven daha cok vardir heryerde. 

Bir gün ölmek üzere sevdim seni, 

Milyonlarca yillik tarihe inat,

Hic yasanmamis gibi,

Bir gün ölmek üzere sevdim seni, 

Bütün günahlara inat, 

Ruhundan öper gibi. . 


0

Bahce

Kalbe yalnizlik cöktügü zaman; korkudan suursuzca kanat cirpmaya baslayan kuslara döner insan. Özgürlüge cikan o pencereyi bulana kadar bir cama bir duvara carpar; zaten ömrünün ücte birini o korkuya birakmisken üstüne kanadi kirilmislik gelir. Camdan cikar eninde sonunda ama o halde ne kadar uzaga ucabilir ki artik.
Bazen özgürlük diye yanip tutusurken ciktigimiz dört duvarin önünde ki bahcede ömrümüzü geciririz.  
Demem o ki dur ve dön bak cevrene ve kendine; ne kadar uzaga ucabilirsin ve ne kadar uzaga ucmak istiyorsun aslinda ? ! 
0

Düz post

 2020`nin de eli kulaginda sonuna gelirken buralara son bir bindirme yapmadan olmuyor; adettendir. 

Hepinize ve hepimize zor bir sene olmustur tabi ki ama sayfa benim o yüzden bu gece burada sadece ben dert yanabilirim; yorum kismi hepinize acik agzinizdan öperim. Yok lan cok aglayasim yok sanirim; mucizevi bir sekilde bir ay hic sektirmeden güzel modda kaldim; evet saskiniz. 

Pek bir ot yil oldugunu söylememe gerek yok; bu ot yilin son 2 ayinda biraz olsun yasadigim sehirden uzaklasma imkani buldum. Kasim ayinin neredeyse tamamini Istanbul'da gecirdikten sonra Aralik ayinin da son haftasini Berlin'de gecirme sansina kavustum. Ne kadar büyük sehir isimleri saysamda yasam tarzimiz gayet kücük; bir odacik. Yeni yila burada girecegim; yeni yillari sevmeyen bir insan olarak, cok beklenti icine girmemeyi ögreneli cok olsada bu sene beklentiye girmeden edemeyecegim. Bomba gibi bir 2021 bizim olsun hala blog okur severler. Bugün siir ya da romantizm yok; ufagindan komiklik bile yok. Dümdüz bir yazi; affola. Hem afilli kelimeler bugüne kadar pek bir sey kazandirmadi o yüzden kalin saglicakla. 


0

Bosluklar


Sen ve ben,

Iki farkli evren, 

Birbirlerini yörüngeleyen.. 

Ikimiz ve iki biz,

Bir harf bile,

Dünyalari yikabilir bazen.

Bosluklari zaten saymiyorum

Onlar hep hayata dair . . .  



0

Bir Istanbul dönüsü

Istanbul'a son gidisimin üstünden 2 sene gecmis olmasina ragmen bu gidisimde anladim ki, hic özlememisim Istanbul'u. Birbirini kafasinda bitirmis iki insan gibiyiz artik; tatli anilarimizi kötü anilara kaptirmamak icin arasira görüsüp hayatimiza tatli tatli devam edecegiz. Sicak saclarini 29 ceken subatlarda sürecegim yüregime sadece. 

Biz büyüdükte kirlendi dünya kivaminda miyiz yoksa kirli dünyalar jenerasyonuna mi denk geldik bilmiyorum... 

Hani dünya bize dönüyordu; biz kaybediyorduk !?  Koronanin tavana vurdugu zamanlarda insanlarin birlik beraberlik icine girecegini düsünürken bile insanoglunun egosunun siniri olmadigini en yakinimdakilerden bazilari ögretti bana. 2019dan bu yana hayatimdan tamamen cikan insan sayisi 4 e yükseldi. Öyle siradan insanlar da degil hani; 3 ü son 33 yilimi paylastigim ve digeri ise son 7 yilimin neredeyse 24 saatini paylastigim bir insan. 

Ne alev almis bir kibrit kavusur barutunun heyecanina ne de kalan gidenlerin yanina.  Eskisi gibi olmayacak benin yanina eskisi gibi olmayacak sizleri koyuyorum. Gelin biz yeni olalim belki biraz yalniz belki biraz dargin belki biraz yorgun ama dikdip yepyeni . 

Size bu zorlu 2020 nin sonunda yepyeni bir siz yepyeni bir 2021 diliyorum. Öperdim gözlerinizden ama social distance matters; o yüzden öpüyorum dirseklerinizden. Adios muchacos. 


Gitmeden yazinin sarkisini unutmayalim bence: 

Eskilerden kalma racon devam etsin : Tik Tik 

0

Belki/Galiba

Türkçe dersimize hoşgeldiniz. Yok lan ben kim köpek ola ki size türkçe öğretmeye kalkayım.
Dilimin güzelliklerinden derinliklerinden sadece birinden bahsetmek için burdayım bu sabah. Sabah yazıyorum; en azından yazmaya başlıyorum ama ne zaman yayınlarım bir fikrim yok.
Yazının ilhamı Dolu kadehi ters tut grubunun yalan şarkısı.. Son dönemde kulağımdan eksik olmayan bu şarkı bana belki kelimesiyle galiba kelimesinin arasında ki o uçurumu hatırlattı; belleğinde olmayan bir şeyi nasıl hatırlarsan öyle hatırlatmak bu.

'Kırgınım sana her an kızgınım kimi zaman bana senden geri kalan hep yalan' 

Belki ve galiba yüzyıllardır birlikte sevişen kendilerini ruh ikizi zanneden ama aralarında uçurum olan iki tanrıça. Biri tamamen rasyonellik doluyken diğeri umudunu yitirmiş bir gelecek içeren.

'Sorun değil, gelir geçer. Ölüm değil, gelir geçer (Hep yalan, dolan)' 
Yarın bir belkidir ama yarına ait bir umut galibadır hep. Belkilerle galibalar arasında hapsolmuş bir nesiliz biz; ne umudumuz tam ne öngörümüz... Schrödingerin aşklarını yaşıyoruz hep; bedenler belkinin arkasında birlikte ruhlar galibanın gölgesinde ayrı...

'Sıcak bir ten, evet ama o sen değilsen
Yarım kalırım seni hissedemezsem
Sen yokken yalnızım hep ben
Olsa da birileri dolamıyor senin yerin'

Şu an ne kadar belki geri gelirsin demek istesem de doğrusu şöyle: galiba gelmezsin. Belki ve galiba gibiydik aslında; ahenk içerisinde tutarsız. 

'Yaralarımı sarmayı denemeli mi?
Yoksa dağlayıp ilerlemeli mi?
Olmadı, yapamadım
Her gördüğüm kadında seni aradım'

Siz bakmayın benim bıdı bıdılarıma; hep yalan dolan.


0

Dokuz

'Bu yol nereye gider bilmem ama yürüyorum işte ... '

Bazen; bazen değil aslında daha çok çoğu zaman nereye gittiğimize hiç önem vermeden bir şekilde yaşarız ki bunun için güzelim türkçede çok güzel bir tabir var:
' N'olsun be yuvarlanıp gidiyoruz işte...'
Bizim ki de öyle işte yuvarlanıp gidiyoruz bir çığ misali içimizdeki boşluklarla.

'Biraz yaram var ama geçecek bu gidişle...'

Geçmeyen yara yok zaten yada kabuk bağlamayan. Eğer bol yaralı bir çocukluğunuz olmuşsa bilirsiniz ki o kaşınan kabukları kanatarak yolmanın tadı bir başkadır. O yüzdendir ki uzun sürer bizim yaralarımız. Son bir kez kanatmayalım mı!

Dokuz ay yeter sanmıştım; bilmem kuzenlerle oynadığımız dokuz aylık oyununun etkisi var mı bu düşüncemde. Yedi yıllık bir ilişkinin ayrılığını atlatmaya dokuz ay yetmiyormuş; en azından ben cephesinde yetmiyormuş.
Bugün gerçekten çok açık olacağım; iş yerinde olduğum için kendi üslubuma çok bürünemiyorum ama idare et. Hayatımda bu durumları gerçekten konuşabileceğim kimse yok; aslında var ama yok. Çünkü yaş 30 u geçince çevrende ki herkes daha somutsal problemlerin içinde oluyor ve duygusal problemlerine çok mantıksal yaklaşıyorlar; hal böyle olunca melankoli bile yapılmıyor. Sarmadı beni bu durum; şöyle bir rakı sofrasında dökülmek isterdim.

Çok kere aşık olmuşluğum vardır ama ait olmuşluğum tektir. Evet, farklı kavramlar ama aynı ilişkide buluşabiliyorlar. Velhasıl bu kadar uzun süre aidiyet ve paylaşım olunca bir anda resetleyemiyorsunuz bünyeyi.
Dokuz aydır kendisini görmek için çaba göstermiş olmama rağmen bu çabalar maalesef sonuçsuzdu. Ve son denememin sonucu gerçekten içler acısı; kendisi yeni sevgilisi kırılmasın diye benimle görüşmeyi reddetti. Empati yeteneğim gayet yerinde olmasına rağmen bu olaya bir anlam veremedim çünkü biz otuzlu yaşlarında aynı evi uzun yıllar paylaşıp iki dost olarak ayrılmış insanlarız. Böyle bir insanı silmek kendi hayatınızın bir parçasını silmekten farksızdır; kendi hayatımı silmek istemiyorum. O yüzden epey bir kırgın ve biraz da kızgınım. İnsanlara kolay kolay güvenir miyim; sanmıyorum.
Dökülemedim.
0

Orta parmak iltihabı

Iki kere iki tilki siki. Gerdek gecelerine hazırlanan kurtlar gibi ne sırıtıyorsunuz lan orada; kırmızı başlıklı kızların hepsini ben yedim. Kırmızıyı mı seviyorum başlığı mı bilemedim ama ısırmak eylemi güzel bi eylem o yüzden saygılar sevgiler.
Orta parmak iltihabı ne güzel şeymiş;  hele o parmak kulak görevi görüyorsa tadından yenmez...
O değil de first touch'ta en önemli şey nedir; tabi ki timing. Namı türkçe zamanlama. Yani ben orta parmak iltihabına değil first touch'a, aman zamanlamaya kızıyorum. 32 yıl boyunca hiç orta parmak problemi geçirmeyip ilk problemi nasıl uçuştan bir gün önce geçirebiliyorsun.
Doktor beylerin dediğine göre kalkış ve inişlerden önce hosteslere orta parmak sallamamak çok tehlikeli olabiliyormuş o yüzden orta parmağımla beraber evde kaldık.
Buradan THY'ye kucak dolusu sevgi ve saygımı yolluyorum; sağolsunlar gönderdiğim doktor raporunu ciddiye alıp uçak biletimi açık bilete çevirdiler. İstanbul planlarımı askıya almak zorunda kaldığım için ne kadar üzgün ve büzgün olsam da her işte bir hayır vardır deyip partileyip orta parmak iltihabımı oral yolla insanlara aktarıyorum. Yok lan; Corona döneminde yollarda hayvanlar gibi öksürerek dolaştığımdan bırak oral yolu insanlarla göz teması bile kuramıyoruz. Her işte bir seks vardır önermesinde ki seks, kendi kendine gerçekleştirilebilen seks anlamına da gelebilir.  O yüzden siz siz olun önermelerin esnekliğini unutmayın. Günde bir posta yoga esnekliğe iyi gelir. Sağlıcakla. 

92. Oscar ödüllerinin dağıtıldığı bu gün, bu ödüllerin artık daha çok popülariteye kaydığını yazmak istiyorum. Bu düşüncemi destekleyen en önemli film ise hiçbir şeye aday gösterilmemiş Adam Sandler'ın başrolünde oynadığı Uncut Gems filmi.
Totally bullshit diyebileceğiniz bir durum.
30'lu yaşlarda olan Safdie Brothers'ın bana göre ilk baş yapıtı nasıl olduysa epey bir arka planda kaldı. Bir sinema sever olarak herşey gibi sinemanında yozlaşmış sistemin içinde tamamen yıpranıp kimliğini kaybetmesinden kesinlikle korkuyorum.
Joaquin Phoenix'in performansını beğenmedim demiyorum ama dediğim şudur ki Adam Sandler'ın performansının yanında epey bir ezik kalırdı. Aktörleri bir kenara bırakıp iki filmin yarattığı etkiyi sorsanız birisi belki sivrisinek ısırığı diğeri ise çuhaldız.
Pek filmsel detay veresim yok oturun izleyin; uzun süredir izlediğim en başarılı filmlerden ve bana göre 2019'un en iyisi.
Bonus olarakta Julia Fox:

0

Ctrl + Z

Anladım ki yanılmışım öylesine yılana sarılmışım...
Güne Duman'ın melankoli şarkısıyla başlamak gibisi yok; vücudumda ki ashwagandadan dolayı mı yoksa modumun yerinde olmasından mı bilmiyorum ama suratımda öpülesi bir tebessüm kulağımda sonynin insanı izole eden gomacan kulaklıkları.
-Bu yazının arkaplanında çalışıyorum aslında.-
Niye blog yazasım yok diye soruyordum kendime; sanırım artık yaşadıklarımı kayda değer bulmuyorum. Benim için çok sıradanlaşmış olabilir; soruyu yazarken çözüme gidiyorum şuan. Kendi kendime psikologluk yapıyorum; işte tam bu noktada niye blog yazdığımı hatırlıyorum tekrar. Amaç enteresan olayları yazmak değil, onun yerine yazarken yaşadıklarımızın üstünden geçmek.
Duygusal girecektim ama vazgeçtim. Benim için yaklaşık 8 aydır haftasonu perşembeden başlıyor; ayrılık sonrası toparlama döneminde başlayan bu olay kendini sonrasında alışkanlığa bıraktı. Pazardan perşembeye kadar süren dingin hayat perşembe akşamı kendini bar turuna ardından salsa akşamına bırakıyor ve tabi ardından alkolünde gazıyla son durağa. Ah bir de cumalar tatil olsa tadından yenmez; değil tabi, o yüzden ağzına sıçılıyor adamın. Ne kadar ucunu kaçırmasanızda alkolün az uykuyla birleşince sabah o ağızda ki tatsızlık kuruluk kaçılmaz oluyor. Ardından sert bir cumayla cumartesinin sizi beklediğini düşününce beynin tepkisi aynen şu : WTF!!
Sevdiğimiz için mi alışıyoruz alıştığımız için mi sevdiğimizi sanıyoruz.
Bu paradoksla başbaşa bırakıyorum sizi.
Bu paradoksu çözebilseydim hayatımda ki bi çok karara ctrl + z kombinasyonu uygulardım. Öpüldünüz.
0

20 Kasım 19 Gündem

O zaman biraz da gündem.
Gündeme dair pek yazmasamda arada yazasım tabi ki oluyor. Bugünkü yazı bir kaç başlıktan oluşacak; saygılar sevgiler.


1. Jeffrey Epstein

Tam adı Jeffrey Edward Epstein  olan Jeffrey'in hayat hikayesi bir 5 sene içerisinde film olursa pek şaşıracağımı sanmıyorum. İş hayatına öğretmenlikle başlayıp oradan bankacılık sektörüne atılan ve kısa sayılacak bir sürede multimilyonerliğe uğraşmış olan Jeffrey'i multimilyonerlik vasfı kesmemiş ola ki kendisine pedofili ve tacizci lakabını öngörmüş.
Acaba multimilyoner olduktan sonra mı böyle olmuş yoksa çok önceden beri böyle olduğu için mi ilk başlarda öğretmenliği seçmiş.  Tabi bunlar çok kişisel sorular; burada bir Mind Hunter dizisi çevirmediğimiz için ve ellerimizdeki kaynakların yetersizliğinden dolayı sağlıklı bir analiz yapamıyoruz.
Velhasıl gelelim  Jeffrey Epstein ile ilgili gündeme; kendisi en son olarak 9 Temmuz 2019'da 36 kız çocuğuna tacizden dolayı tutuklanmış. Akabininde hapishanede geçirdiği 1 ay sonunda 10 Ağustos 2019 tarihinde hayatına son vermiş. Bugünse başarıyla sonuçlanan intiharın aslında hapishane gardiyanlarının ihmali yada göz yumması ortaya çıktı. Daha önce intihara kalkışan Epstein'ı her yarım saatte bir kontrol etmesi gereken gardiyanlar görevlerini yerine getirmediklerinden dolayı FBI tarafından soruşturmaya alınmış.
Suçunu kabul etmeyen Epstein gerçekleri beraberinde götürmüştür.
Eğer multimilyoner olmasa ölümünden 3 ay sonra bu kadar derine inilir miydi; kesinlikle hayır. Günümüzde zengin bir tecavüzcü olmak fakir bir peygamber olmaktan daha yararlı olabilir.


2. Emilia Clarke ve çıplaklık

Namı diğer Khaleesi, Game of Thrones dizisinin ilk sezonlarında çıplak rol aldığı sahnelerden bahsetti. O zamanlar 23 yaşında olan Clarke 10 yıl sonra o sahnelerden önce ağladığını ve tabiri caizse mahalle baskısıyla o rolleri canlandırmak zorunda bırakıldı. E be yavrum 5. sezona kadar herkes için sıradan çıplak bir kadındın; sonradan Khaleesinin çıplak hali oldun. Yanlış anlama ama aklımızda kalan bir çıplaklık varsa o da Missandei'nin sahnesidir.
Emilia'cım seni sempatikliğinden dolayı seviyorduk ama bu tür gecikmiş reklam kokan açıklamalar senin yarattığın imajı eminim ki yıkar geçer. Ayrıca Emiliacığımız, Jason Mamoa'nın kendisine o sahneler konusunda çok yardımcı olduğunu söylemiş. Jason Mamoa'yı tanımam ama kendisinin şöyle bir açıklaması var: 'But as far as sci-fi and fantasy, I love that genre because there are so many things you can do, like rip someone’s tongue out of their throat and get away with it and rape beautiful women,'.
Biraz ağır bir açıklama olmuş sanki; sapioseksüellerin ve feministlerin Jason'dan hoşlanmayacağı kesin.


1

Paranoya

Hersey paranoyayla baslar aslinda ve paranoya tesadüflerle. Iyi olmakla kötü olmak arasinda ki ince ayrimlarin üstünde gezmek elektrik tellerine paralel giden trenin üstünde dans etmeye benzer. Bir bakima Schrödingerin evcil sevgilisinizdir. Hep öyleydik veya öyleyiz ama bunun farkina varip farkinda kaldiginiz süreler o kadar az ki.

Jeux D'enfance filminde ki su replige kafamin takilacagini hic sanmazdim aslinda(sanmamayi umardim)

" No, actuall i am wrong. It began a little earlier with a disgusting, meanless word like ...

- Metastasis...

Cuma günümden beri kafamda yankilanan anlamsiz siktiri boktan kelime.

Tabi ki pozitifim; bugün daha az google kullansaydim daha pozitif kalabilirdim.
Henüz kesin birsey yok; ben olmadigina inaniyorum. Bütün dertlerin kacistigi dönemdeyiz; saglik öyle bir sorun ki sorunlarin en korkuncu ormanlarin krali. Diger bütün sorunlar saklanacak yer ariyor kendine.
Hem böyle seyleri kimseyle acik acik konusamiyorsun; anlatamiyorsun korkularini yada düsüncelerini. Uzagindakiler cok uzak yakindakiler cok icinde oluyor. Öyle bir mesafe olmali ki aranizda duyguyla mantigin harmanlastigi göz temasinizda sizi anlayacak. Almost yok öyle bir mesafe.
Icimde ki his tabiki iyi yönde; onun disinda da bir gercek var ki ben hep savasciydim. Eger bir savas olacaksa da bu kesinlikle en sertlerinden ve benim kazanacagim biri olacak.
Tanrinin benim kalemimden bu kadar kolay kurtarabilecegini sanmiyorum.

04.11.2019



Beklemeye devam; hersey cok güzel olacak tabi ki...

0

Özele girer gibi

Bazen tribe girip ulan çok özelime girmiyim diyorum. Sonra dönüp son 8 yılda blogta paylaştıklarıma bakıyorum ve diyorum ki 'Özelimi kaldı ak' .
Bugünün adı Lola Marsh aslında ne güzel isim lan öyle o; okurken bile bir bahar geçiyor insanın içinden. Ve sonra You re mine şarkısını dinliyorsun hem bahar hem son aslında hepsi bir nevi bahar. Dün geceyi erken saatlerde evde bitirme planları yapsamda yine başaramadım. Neyse artık gece mesaileriyle gündüz mesailerini birleştirmeye alıştık. Almost 32 yıllık hayatımın içinde hayatımın kadını olabilecek tek insanla ayrılmamızın üstünden 5 ay geçti o  5 ay içerisinde en fazla 2 geceye sığan insanlarda geçti tabi haliyle. Son 2 aydır çok içime kapalıyken o nadir çiçekler gibi bir anda çok açıldım yeniden. Her gün bir sürü insanla tanışıp sonuna kadar sosyalleşiyorum; şu aralar hoşuma gidiyor ama bu sürekli süre gelen bir durum değil. Gün geliyor yabani oluyor gün geliyor güller saçıyorum. Biseksüel polar bir ayıya benzetiyorum kendimi. Evet ben saçma kelime oyunlarını seviyorum; bakıyorum da dikkatinden kaçmıyor hiçbir şey. Hiçbir niye birleşik yazılıyor lan bu kadar abukluk olur mu ve bu kadar ironiklik; ya birsindir ya hiç.. Hiçbir kelimesi sen ve ben gibi aslında; beraberken bir hiç ayrıyken sadece bir... İkinin bir olduğu yer aslında yine bir hiç...
Yine konulardan sapıyorum.
Dün gece arkadaşın çalıştığı barda bir kıza hızlı bir yanlama yapıp telefon numarasız bir kapanışa ulaştıktan sonra bizim Jonniyle oturduk,  Jonni çat pat türkçe bilen alman bir kız. Kafası kendinden bile güzeldi o yüzden abuk subuk felsefeye bağladı. Benim de bu ara hiç felsefe yapasım yok; en azından geceleri. Kendisi bana benim için neyin önemli olduğunu sordu; çok klasik bir cevap verdim:aile. Gelecekte kuracağım aile falan değil sadece annem ve babam. Onun dışında başka bir cevabım yoktu ki hala yok. Onun cevabı inanç; incil. Ne istediğimi bilmediğimi biliyordum ama benim için neredeyse hiçbir şeyin öneminin olmadığını bilmiyordum.
Benim için ne önemli olabilir ki; ya da senin için önemli olan ne var ? Aydınlat beni; bugün çok karanlıktayım en azından gündüzleri. Geceleri yine aydınlanacağım alkolle yanan mumların altında.

Şu an homeoffice modundayım sağımda teras manzaram. Ahanda bu da fotoğrafı.


0

Ortaya saçmasapan


Ah üleyn. Ekim ayı adet geçirince benimde hormonlarım yerinde sayamıyor; hal böyle olunca iş yerinde  son saatimi hormonsuz abazalıklarla dolduruyorum. Evet bir şarkının ırzına geçebilme potansiyelim var şu an yada gökyüzüne çığlıklar atıp bulutları kırbaçlama potansiyeli de olabilir. He tabi biblo gibi bir karşı cinse de hayır demem neyse o kısmı siktir edelim şimdilik.
İş nedeniyle yaklaşık 9 aydır haftanın 3 gününü başka şehirde müşteri şirketin ofisinde geçiriyorum yani iş ofisiyle otel odası arasında geçiyor haftamın 3 günü. İlla otel olmak zorunda değil tabi; duruma göre Airbnb kafasına da girmiyor değilim. Otel odaları hormonlara iyi gelmediği gibi duygularında ağzına sıçmıyor değil. Hem sevişmeyeceksek niye otele gidiyoruz demi; evet bu bir alt kültürdür. Nasıl bir toplumdan geliyorsam artık oteli sevişmekten başka bir şeyle bağdaştıramıyorum. Bak bu yalan oldu birde John Cusack'lı 1408 filmi var; pek bi severim. İzlemediysen bu gece izleyebilirsin yada yarın gece. Hem kış geliyor yakında;  uzun geceler bizi bekler hemide apandissiz geceler. Ebet apandisimi aldılar; dilimden sonra en sevdiğim organı. :| Evet çok nays bir durum. Nays kelimesini severdim ben şimdilerde safe kelimesini seviyorum. Bana sevdiren aşifteye sevgiler saygılar; kendisi çadır komşum olur. Yalnız kelimeyi sevmiyorum aslında ama söyleyiş tarzını seviyorum şuraya sesli not düşebilsek ne güzel olurdu. Ağzımı yamultup yaydıktan sonra kalın tonla söylüyorum : Seaayyyff. Çok kasmayın kendinizi; inkilizce yetenek işi :|
Üleyn yazıya hala şarkı bulamadım; bu ara youtube keşiflerim en alt seviyede. Farkındayım konudan konuya atlıyorum zıp zıp. Kanadımı kıramadılar daha ondan dolayı zıp zıp; kanatlarla uçuluyor biliyorum beni düzeltmene gerek yok bence; insan çuvaldızı önce kendine sokmalı.
Şarkıyı bulamadığım sürece kafanın üstündeki pembe filleri terketmeyeceğim. Nede olsa bu bir takım oyunu. Takım dedim de benim takım uyumum çok azmış ya; hep öylemiydi hatırlamıyorum ama kendimi ait hissetmiş olduğum şeyler olmadığı için sololuğu takıma göre daha çok tercih ediyorum. He ille de kaşınıyosanız gelir lideriniz olurum. Yalnız çok sertimdir; benden iyi diktatör olur muydu bilmiyorum ama sizden iyi köle olacağı kesin. Sizle biz arasında çok fark yok aslında.
Youtupun algoritmasının üstünde taş sektireyim iyi mi! Yüz milyar video içerisinde neden sürekli aynı 20 müzik videosunun arasında sıkışıp kaldım. Hal böyle olunca götümü kaldırıpta şarkı keşfedemiyorum ve bu da beni bu yazıya hapsetti. Neyse bugün şarkısız gidiyorum; galiba. Gittim.
0

Karanlık çocuk Instagram


      Bu haber şimdilik sadece Ios yani Apple kullanıcılarını ilgilendiriyor. Android sistemlerde hala '113.0.0.39.122' versiyonu kullanılmakta olmasına rağmen 2 günce önce 7 Ekim 2019'da Ios sistemler için '114.0' versiyonu yayınlandı.
      Sen şimdi bana saydırıyorsundur; kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz ülen Android kullanan mı kaldı diye. Kahrolsun Android kullanıcıları diyenlere sesleniyorum; Android proleterlerin son kalesidir. Siz bunu ne yarısı yenmiş bir elma ile ne de muz cumhuriyetleriyle yıkabilirsiniz. Hadi şimdi devam:
      Bu versiyonun en önemli özelliği 'Dark Theme' modu. Nedir bu 'Dark Theme' modu dersek; şöyle açıklayabiliriz.
      'Dark Theme' adından anlaşıldığı üzere 'Karanlık Tema' anlamına geliyor; yani kullanıcı arayüzünün açık renkler(genellikle beyaz) yerine koyu renklerle(genellikle siyah renklerle) donatılmış haline 'Karanlık Tema' diyebiliriz.
       Neden Karanlık Tema konusuna gelirsek; son dönemde Google'ın kendi ürünleri(chrome, google app vs.) için yarattığı 'Dark Theme' adlı temalar çok tutunca tabi ki diğer sosyal platformların bu talebe cevap vermeleri gerekiyor. Sürekli beyaz arka plan kullanmaktan bıkmış kullanıcılar için siyah arka planlı uygulamalar çok cazip. Bende, karanlık arka planın uygulamaları daha zarif gösterdiğini düşünüyorum.
Bunun yanı sıra ortalarda  'Dark Theme' in şarj kullanımını azalttığı dedikodusu dolaşsa da; bunun kesinlikle gerçeği yansıtmadığını söylemeliyim.
Onun dışında bu versiyonun bir değişiklik yapıp yapmadığını söylemek  zor.
Versiyon '114.0' android için ne zaman yayınlanır sorusuna ise resmi bir cevap olmasa da çok uzun süreceğini sanmıyorum.

Instagram fenomenleri ve instagram hastalarına şimdiden iyi eğlenceler. Ps: hepinizin amk*.

*: Alnınıza möpücükler konduruyorum

0

Deal with god

There are many posts which written from lips that belongs to god. We are all gods; at least we try to humanise him/her/it/whatever. Also god tries to deificate us.
So Kate Bush'un yazdığı Placebo'nun da seslendirdiği gibi ;

And if I only could
I'd make a deal with God

Arınmanın iki yolu var aslında; iki yol dedim de her şeyin iki yolu var.

Yaşamanın iki yolu,
Ya son gaz sol şeritte,
Ya da diğerleriyle limitte. 
Sevmenin iki yolu, 
Tırnaklarınla kanatarak,
Ya da bir gül yaprağını koklayarak.
Ölmenin bile iki yolu var, 
Ya geri adımlarla kucağına emekleyerek,
Ya da bütün gücünle koşarak yer çekimine inat.   

Yine de düşmeden önce yapmamız gereken şey : Running up that hill. 

You don't want to hurt me
But see how deep the bullet lies

Bazen koşullar öyle hale gelir ki onu kurtarmanın tek yolu canını acıtmaktır; ne kadar istemesende. Derine inen bir kurşunu çıkarmanın iki yolu vardır,
Ya toprak olmak,
Ya da acıya dayanmak ...

Unaware I'm tearing you asunder
Ooh, there is thunder in our hearts, baby 

Farkındalık zor zanaat; hem gözlerde boğulurken nasıl hatırlar ki insan nefes almayı. En şehvetli gecelerde karanlığı yırtarken nasıl durdurabilir ki bir vampir boynunda ki dişlerini. 
Güneş ne kadar açarsa açsın aynı anda giremez kalplerimize; aynı anda düşebilen yıldırımlar gibi.

It's you and me won't be unhappy.
"C'mon, baby, c'mon darling
Let me steal this moment from you now.


0

Bitmişlik

Belki de yazmanın tam zamanı; aslına bakarsanız artık buraya yazmakla evde boş bir kağıda yazmak arasında pek bir fark yok. Sonuç olarak burdada pek okunacağını sanmıyorum. Tabi bunun sebebi benim bloğu boşlamış olmam.
Neyse zaten okunma okunmama tasası taşımayan hareketler bunlar; sonuçta ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim.
Ben bütün ihtimalleri düşündüğümü düşünürken en olasılıksız gecelerin altında kaldım.
Ayrıldıktan sonra geçirdiğim 3 ayda öyle bir tempoyla koşturdum ki herşeyi yaşamak için; sanırım bilinç altımda hep dönme isteği vardı ve bu nedenle koşturdum. Gün geldi adapte oldum gün geldi benliğimden çıktım. Son İspanya turu beni her şeyi sorgulamaya itti; who the fuck i am !?
Aynı zamanda her şey olabilmek varken tek bir şey olabilmenin manası var mı ?! Bu kulağa cazip gelsede çok zor bir süreç olabiliyormuş. Bunu İspanya'da dünyanın bütün farklı yerlerinden insanlarla vakit geçirirken anladım.  Gerek yetişme tarzımız, gerek alt kültürümüz ve gerek karakterlerimizden dolayı zorlandığım noktalar oldu; tabi bunun sebeplerinden biri de hala ayrılık modunda olup enerjimi ve özgüvenimi yükseltemem. Her şey gibi bununda bir sonu olacak tabi ki. Velhasıl uzun uzadıya 3 ay içerisinde bir çok kere kararımı düşünüp bir çok yeni şeyi denedikten sonra dönüş yolculuğuna başlamak üzereydim.(Sanıyorum) Kendisine mektup yazıp duygularımı açıp son bir manevra yapmak vardı kafamda. Ve tabi ben Mr. Sixth Sense bir şeyleri hissetmeden edemem. O yüzden mektubu kendisine göndermeden önce öğrenmem gereken bir şey vardı; kafasını karıştırmak istemiyordum ve kendisine bu siktiri boktan soruyu sordum !
+Hayatında biri var mı ?
- Dört haftadır biriyle görüşüyorum.
Bir çok boktan şey yaşamış olsamda şu tek cümle bile worst ten i me girmeyi başardı.
+Seviyor musun ?
-Bilmiyorum.
Evet daha güzel cevaplar almışlığım var hayatta. Burada beklediğim tek cevap hayır! Neyse hayatta en güvendiğim insandan böyle bir şey görmek beni müthiş yıprattı ve insanlara karşı güvenimi tamamı ile yıktı geçti. Bundan sonra kolay kolay sevebilir miyim bilmiyorum. Tek bir gerçek var, o da bundan sonra ikimizin tekrar birlikte olma ihtimali olmadığı. Ben 3 ay boyunca bittiğine hiç inanmamışken 2 gündür bitmiş olmasının şokunu yaşıyorum. 7 yıllık serüven benim de siktiri boktanlığım sayesinde finish çizgisini kucaklamış bulunuyor.
Şu an hayatım müthiş bir boşlukta ve ne yapacağıma dair hiç bir fikrim yok. Almanya'da mı kalmalıyım başka ülkelere mi geçmeliyim ya da bütün sevdiğim insanların olduğu İstanbul'a geri mi dönmeliyim. Görelim bakalım neler olacak. Şimdilik siki tutmuş bir kıvamda akışına bırakacağım en azından deneyeceğim. Öpüldünüz.
0

Şeytan Döngüsü


Havanın 37 derece olmasına yada iş yerinde herkesin izleyebildiği orta masalarda oturmaya aldırış etmezsiniz. İçinizden yazmak geldiyse sizi durdurabilecek tek şey kendinizdir aslında. Çünkü elinize kağıt kalem almasanız bile o kelimeler bir şekilde kalbiniz ile aklınızın romantik gecelerde buluştuğu o uçurumdan kendilerini sonsuzluğa atacaklardır ve onları sonsuzluktan kurtaracak tek şey sizin kararınız ve beyaz bir kağıttır.
Yanımda duran vantilatörün mü yoksa eski eşimin, hayatımın etkisi mi bilmiyorum ama hayatımız da bir şeyleri kaybetmemiz gerekiyor. Özlemek olmasa kavuşmak olmaz örneğinin herşeye uygulanacağı gibi (Papacon a selam olsun) buraya da uygulanabiliyor. Eğer kaybetmezseniz değerini anlayamazsınız. Tıpkı şu an sonbahar esintilerini kaybetmiş halde onları vantilatörde aramam gibi ya da eski eşimin(resmi olarak kız arkadaş ama birinin eş olması için illa evlilik cüzdanı mı gerekiyor !?) bende yarattığı iç huzuru her şeyde aramam gibi.
Sizin anlayacağınız aslında biz aramak ve bulamamak için yaratılmış insanlarız. Her şeyi bulduğunuz an aslında kısa süreli bir mola gibidir; deniz kenarında size özel molalık bir bank. İşte orada kısa bir süre durup bulduklarınızın tadını çıkarabilirsiniz, çünkü çok yakında her şeyi bulmanın aslında her şeyi kaybetmek anlamına geldiğini anlayacaksınız. Ve arayış tekrar başlayacak. Aslında hiç bir şey aynı olmuyor; çünkü her geçen gün her şey gibi kişi de değişiyor ve akabininde arayış şekli. Sonsuz bir döngü diyeceğim ama almanlar gibi teufelskreis(Şeytan Döngüsü) diyesim var. Burdan tüme varırsak acaba bizleri şeytan mı yarattı diye sorabilirsiniz ve burdan yola çıkarak Tanrı'nın aslında aynı zamanda şeytan maskesi takan bir düzenbaz olduğundan gayet şüphelenebilirsiniz. Eğer iyi biri olsaydım Tanrı olabilirdim ama iyi kalamazdım ve eğer Tanrı olsaydım zaten sonunda iyi olmazdım. Ve öyleyse Tanrı'nın iyi olabileceğini bana düşündürebilecek herhangi bir şey yok. Tabi ki bu varsayım sadece insani bir Tanrı için yaratılmış durumda.
Bana göre Tanrı eşittir ilk enerji. Var olup daha da büyümek için yapması gerekeni yapmış bir enerji. Her geçen gün daha da yayılarak yeni enerjiler yaratarak ve yok ederek yoluna devam etmiş ve sonunda günümüzde herkesin içinde olan bütün Dünyayı belki de evreni kaplayan bir enerji. Tabi o enerjinin de bir başı olmalı değil mi; ya da bir Tanrı varsa onun da Tanrısı olmalı !? Diyorum ya aslında her şey bir Şeytan Döngüsü.
Ve ister inanın ister inanmayın ama bu döngüden çıkmanın hiç bir yolu yok.

Ps: Enteresan bir şekilde yazıyı bitirir bitmez başlayan şarkıyı ve gerçekten adıyla yazıya uyan bu şarkıyı yazının şarkısı ilan ediyorum. Placebo - Begin to End
0

Tek gecelik


Tek gecelik ilişkiler gibi hayatım
Uzun bir gecenin ardından kalan
Paylaşılmışlıklardan çok
Sessizlikte hapsolan.. 
Tek gecelik ilişkiler gibi hayatım
En kısa umutların sonunda
Ne olursa olsun 
Maviye boyanmış sokağa çıkan 
Tek gecelik ilişkiler gibi hayatım 
Kibritin bir ucundan
Öteki ucuna istemeden kayan... 
Tek gecelik ilişkiler gibi hayatım 
En kısa meydan muharabelerinde
Tanrıyı titreten naraların 
İçinde saklanan...
Tek 
Gece
     Hayat...  


0

Kisir döngü


Uzak diyarlar,
Pandoranin bohcasina büyük gelen... 
Kac deniz yeter;
Bogmaya Zeus'u.
Diyarin adinin önemi var mi,
Alice bipolardan muzdarip . . . 
Av heyecani mi 
Sen heyecani mi
Bilinmez;
Kos,
Karanliginda kasvet ormaninin.
Bir megalodon olup,
Sana geciremedigim dislerim 
Boynuna atildigimda,
5 litre doldurmazdi 
Düslerimin kovugunu ..  .
Bir iki üc dört 
Reenkarnasyon bile kisir, 
Dönemiyor katil kurbana . . .